Ne dinlesek?: beabadoobee, Boy Harsher ve haftanın diğer yeni müzikleri

Ne dinlesek?: beabadoobee, Boy Harsher ve haftanın diğer yeni müzikleri

2026-09-22 16:28:00
2026-09-22 16:28:00

Yazı: Cem Kayıran, Dicle Uz, Elif Öz, Kaan Akay, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal

Bu hafta dikkat kesildiğimiz yeni müzikler: beabadoobee, Boy Harsher, Deniz Cuylan, Brek, Just Penelope, Adam Rudolph, Team Dresch, Okvsho, billy gomberg, Emma Ruth Rundle ve dahası.

Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz de burada.

DİKKAT DİKKAT

beabadoobee –

Pylon

(Dirty Hit / Interscope Records)

beabadoobee, dördüncü albümü Pylon’da gitarların sesini epey açmış. Turneler sırasında ve otel odalarında yazılan 14 parçalık albüm; grunge, midwest emo ve 90’lar alternatif rock’ından besleniyor. Büyümek, eve dönmek, birilerine uzaktan bağlı kalmaya çalışmak ve 20’li yaşların beklenenden çok daha az açıklayıcı olması gibi konuları kankanızla konuşuyormuşsunuz, dertleşiyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Hayley Williams, Turnstile’dan Brendan Yates, Deftones’dan Chino Moreno ve Pinegrove’dan Evan Stephens gibi isimler kayıt boyunca belirip kayboluyor. Pylon öfkeli, biraz da dağınık. Ama tam da bu yüzden sevdiğimiz bir tanıdık gibi. D.U.

EP: Just Penelope –

Great Lake

(Angel Tapes / Fire Talk)

Ella Curiel, Ethan Cantrell, Theo Erz ve Drew Goforth’tan oluşan Just Penelope ilk kısaçalarının kayıt ve prodüksiyonunu da bizzat üstlenmiş. “Bir verse’ün iyiliği kadar mikrofonu nasıl yerleştirirsek cool bir ses elde edebileceğimiz hakkında da düşündük” diye not düşen grup, ortak müzik serüvenlerine zaten Jacobs School of Music’te tanışıp başlamış. Alternatif ve indie rock sularında süzülmekten hoşlanan, gitar sololarında kafa sallamak isteyenler için birebir. Just Peneleope’nin referansları arasında Interpol, Deerhunter ve Modern Mouse gibi 90’lar ve 2000’ler başlarının ikonik grupları yer alıyor. E.Ö.

TEKLİ: Caroline Rose –

Calm / Hello Again, Jim

(SUCK records)

Caroline Rose, 2014 tarihli ilk albümü I Will Not Be Afraid’den beri çokça farklı kişiliklere büründü, kendini keşfetti ve en son geçtiğimiz sene ipleri aniden eline almaya karar vermiş gibi sadece Bandcamp’te dinlenebilen, şarkıların hepsini kendi yazıp prodüktörlüğünü yaptığı year of the slug ile karşımıza çıktı. Nonbinary müzisyenin indie pop ile başlayan müzik kariyerinde “Calm” ve “Hello Again, Jim” teklileri, artık ağzına geleni söyleyen ve aynı bu inatçılıktaki gitar riffleriyle göz korkutucu ama bir o kadar da hayranlık uyandıran bir tavırla 23 Ekim’de yayımlanacak albümünden gelmeye devam ediyor. T.Ö.

ALBÜM: Brek –

Alev Apartmanı

(KARE Müzikevi)

Bu albümde türlü türlü his 14 parça boyunca akıveriyor, birbirine tutunmak istiyor, ara sıra çarpıyor. Akış “mazo” ile hiç beklemediğiniz anda ayağınıza çelme takıyor ve birkaç defa yerde yuvarlandırdıktan sonra tekrar elinizden tutup düzlüğe çıkarıyor. Hâliyle üstünüz, başınız, zihniniz birbirine bulaşmış durumdayken katmanlaşmış davulları, yumuşacık vokallerinin eşlik ettiği lo-fi estetiği ile“kapanış”ta bizleri biraz sendeler, düşüncelerimizle ne yapacağımızı bilemez kıvamda bırakıyor Alev Apartmanı. Genelde Brek bir şekilde sakinleştirirdi ama bu yolculukta dinginliği kapı dışarı bırakıyor sanki. Ş.Ö.

ALBÜM: Perennial –

Modernism 

(Ernest Jenning Record Company)

Perennial’ın yeni albümünü çevirmeye başladığımızda aklımıza ilk gelen sıfat “eğlenceli”! Albüm boyunca da böyle kabına sığmayan, keskin, sinirli ama davetkâr bir kayıt duymanın coşkusunu hissediyorsunuz. Retro bir dans punk albümüne hayır demeyiz! Koleksiyona yaklaşımları hakkında Chad Jewitt şöyle demiş ve bizce albümün uğradığı durakların çeşitliliğini mükemmel özetlemiş: “Modernism fikri, vurucu bir açılışa sahip olmaktı ancak aynı zamanda ‘hızlı garage rock’ kalıbını yıkmak istedik. Biz, eşit ölçüde hem ‘Kick Out The Jams’i hem de ‘Strawberry Fields Forever’ı yazmış olmayı dileyen bir grubuz; dolayısıyla yüksek sesli gitarların olmadığı her yerde davul makinesi, mellotron ve elektrikli piyano var. Gerçek bir teknikolor punk olayı”. E.Ö.

TEKLİ: Charlotte Adigéry feat. Bolis Pupul –

Googoo Gaga

(Bounty & Banana / DEEWEE / Because Music)

Tatlı olduğu kadar sivri dilli, dans ettirirken en hassas noktadan vurmayı da ihmal etmeyen ikili Charlotte Adigéry ve Bolis Pupul, yeni teklisiyle karşımızda. Topical Dancer (2022) ile harika bir dans albümü verdikten sonra, yeni dönem başlangıcını yine sivri köşeli, afacan bir parça ile yaptılar. Yakın zamanda anne-baba olmalarının ardından ortaya çıkan parça, Soulwax dokunuşuyla ilerleyen prodüksiyon ile şekilleniyor. “It Hit Me”, “HAHA”, ”Making Sense Stop” gibi cevherlerden sonra oldukça güçlü bir geri dönüş. Yeni albüm de yolda ama detayları henüz bilinmiyor. D.U. 

TEKLİ: TOMORA –

Celebration

 

(Fontana Records)

Bu yılın Babylon Soundgarden’ınını pespembeye bulayan Aurora ve Tom Rowlands’ın henüz duyurdukları aynı adlı kısadan ilk parça şen olduğu kadar karizmatik, nabzı yüksek bir tadımlık. 16 Ekim’de salıverilecek beş parçalık EP’yi tanımlayan kavramı “bir ayrıcalık, bir insan, bir cenaze töreni ve bir ritüel; insan doğasının bir parçası ve ihtiyacı” şeklinde betimlerken hepimiz gerçek birer insan olarak kutlanması gerekliliğini de vurgulamış ikili. Parçanın iki farklı versiyonunun yanı sıra COME CLOSER’dan “IN A MINUTE” şarkısının genişletilmiş, 10 dakikalık bir versiyonunu da barındıracak Celebration’dan ilk klibini şöylemesine bıraktık. Z.N.G.

HAFTANIN DANSI

Boy Harsher –

Get Mean

(Atlantic) 

Augustus Muller ve Jae Matthews’un yas ve kalp kırıklığıyla yüzleştiği; bunların içinden geçerken yenilenmeye, başka başlangıçlara giden yollar keşfettiği beşinci albümü. Üstelik bu kayıt, çiftin iki yıl önce sonlanan 11 yıllık birlikteliğinin peşinden geliyor. Renklerin biraz daha sıcak yandığı, sözlerin melankoliye kapılsa da karalar bağlamadığı Get Mean, iki parçalık bir ısınmanın ardından grubun ritmik oyunlarına kaldığı yerden devam ediyor. Kimi anlarında gruba yeni ama eğreti de durmayan cinsten groove partileri yakalamak mümkün. Karizmatik riffler, oturaklı synth melodileri, ritimlerin en motoriği, zihinden akan var olmayan montajlar, dans pisti… Albüm, ikilinin hayatında önemli bir dönemeci işaretlemiş ve müziklerine yeni sesler katmış olsa da özünde pek bir şey değişmiş değil. İyi anlamda tabii. Z.N.G.

ALBÜM: Team Dresch –

Furthermore

(Jealous Butcher Records) 

Portland sahnesinin eski gruplarından Team Dresch, 30 yıl sonra yeni bir albümle geri döndü. Gitarist Kaia Wilson’ın geri dönüşlerini “içimizdeki kederi dışarı attığımız, gözlerimiz  sonuna kadar açık, hayvanlarla ve doğayla bir olmayı arzulayan; metal-gotik-grunge-punk-rock’n’roll karışımı, kendine has vokal melodilerle dolu, Donna Dresch’in insanı kalbinden yakalayan gitarları, birbiriyle orkestra gibi iç içe geçen bir sürü harika gitar partisi, derin ve hipnotik baslar ve kendi Grammy’sini hak eden davul ustalığı” sözleriyle tarif etmesi, bunun onlar için ne kadar heyecan verici ve duygu yüklü olduğunu anlatıyor. Keza albümün tamamında da bu his capcanlı. Kaldıkları yerden devam ediyor gibi hissettiren Furthermore, grubun eski zamanlarında yarattığı müziğin bir kapsüle hapsedilip taze bir şekilde geri getirilmiş hâli gibi, yıllar geçse de hâlâ çok tutkulu ve asi. T.Ö.

TEKLİ: Gökçe Coşkun –

Derine

(Vana Papa Records)

Gökçe Coşkun, geçtiğimiz yıl yayımladığı uzunçaları Bir Ada ile başlattığı buğulu atmosferi sürdürmeye devam ediyor. Müzisyenin Can Aydınoğlu ile yıllardır süren müzikal ortaklığının yeni halkası, albüme kıyasla daha puslu, savunmasız ve dalgalı bir yapıya sahip. “Derine”, sizi bir parkta en sevdiğiniz ağacın gölgesinde, yarım kalmış sevinçlerinizde veya anımsadığınızda yüzünüzü dolduran büyük gülüşlerinizde yakalıyor ve o yerden, her bir düşüncenizi yavaşlatarak gün yüzüne demeyelim de açığa çıkarıyor. Öbür yandan Gökçe Coşkun’un meleksi vokali de pürüzsüzce akıp gidiyor. Ş.Ö.

ALBÜM: Okvsho –

Frozen Flashes

(Current Moves)

Zürih çıkışlı Christoph ve George Kiss kardeşler dördüncü albümleriyle yine bizi yumuşak ve dingin sulara doğru sürüklüyor. Albümde bazı parçalarda vokallerde başkalarından yardım alan ekip yine prodüksiyonu tamamen kendi başlarına yapmayı tercih etmiş. Bu tercih zaten albümün temiz kaydından tutun da miks ve mastering hareketlerine kadar her anda duyuluyor ve hissediliyor. The Cinematic Orchestra ve Jazzanova-vari nu-jazz hareketlerinin dışında albüm zaten açıklamalarda da bahsedildiği üzere çeşitli doğaçlama seanslarının bestelere dönüşmesinden oluşuyor. Bunun getirdiği samimiyet tüm şarkılara yansımış bence ve bu harika bir şey tabii ki. Oldukça rahat bir şekilde dinlenebilen ve müzikalitenin epey yüksek olduğu huzurlu bir yarım saat sizi bekliyor. K.A.

TEKLİ: Dummy –

April Limousine / Alluvial Fan

(Polyvinyl Records)

2024’te gelen ikinci albümleri Free Energy ile sükse yapan Los Angeles çıkışlı electronica dörtlüsü Dummy, 16 Ekim’e randevu verdikleri yeni albüm do you love the color of the sky?’dan iki şarkı daha paylaştı. İlk parça “April Limousine”; Underworld-vari, eskileri hatırlatan kuru bir drum’n’bass ritim üzerine hafif psikedelik bir iklim yaratıyor. “Alluvial Fan” ise daha indie pop havalarda. Dummy’nin müziği çok nostaljik. Sizi 90’lara, Primal Scream’lere, Stone Roses’lara götürüyor. Ama bunu minimal bir yaklaşımla, çok da romantize etmeden kotarıyorlar. O dönemlerin işlerini sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz. U.Ç.  

ŞİFA NİYETİNE

Deniz Cuylan –

For Luca

(Hush Hush Records)

Besteci ve gitarist Deniz Cuylan’ın kısa süre önce kaybettiği köpeği Luca’ya adadığı albüm. For Luca, bir matem hâline ortak etmekten ziyade birlikte geçirilen zamana kadeh kaldırıyor. Makoto Kubota, Sarah La Puerta, Thor Harris, Casper Clausen ve Peni Candra Rini gibi farklı ülkelerden müzisyenlerin katkıda bulunduğu parçaların her biri, konukların yas ve kayıpla kurduğu kişisel ilişkiden izler taşıyor. Uzun yıllardır film müzikleri de besteleyen Cuylan’ın kompozisyonlarında sinemasal bir atmosfer hissediliyor; ancak albüm etkisini hacimli dramatik hamleler yerine duygusunu sakınmadan ortaya koymasından alıyor. Cuylan’la For Luca’yı masaya yatırdığımız röportaj da çok yakında bantmag.com’da olacak. C.K.

ALBÜM: Emma Ruth Rundle –

These Killing Times

(Errant Child Recordings)

Akustik ve elektrik arasında kararlı bir denge kuran Emma Ruth Rundle, açık ve doğrudan anlatımını yine çiğ, yoğun temalarla besliyor. Bağımlılıkla geçen yılların cerahatini akıttığı Engine of Hell’in (2021) ardından bu kez içerideki karanlıktan dışarıdaki aydınlığa sesleniyor; belki de onu çağırıyor. Ambient, folk, gotik ve post-rock arasında dolaşan kendine özgü sentezini titreşen gitar ve piyano üzerine kurmuş; çello, saksafon ve synth’lerle de albüm boyunca biçim değiştiren aranjmanlar örmüş. Beş yıl sonra yeniden birlikte çalıştığı Sonny DiPerri ile senfonik bir grungegaze soundu yakalıyor. Duygusal açıdan hayli açık sözlerini, kendine has demenin yetersiz kalacağı sesiyle taşırken acıyı kırılganlığa, kırılganlığı da zayıflığa teslim etmiyor. İnce öfkesi ise albümün her yanına sızıyor. Hem icrasında hem sözlerinde sert ama içinden, bedenden geçip yüzü göğe çeviren cinsten bir meydan okuma var. Dişil, koyu bakışı; zifiri ve rutubetli bir odaya sızan, iğne inceliğinde keskin bir ışık huzmesi gibi. Z.N.G.

ALBÜM: Krallice –

Scour Order

(Profound Lore Records)

Avangart black metal dünyasının en çalışkan ekiplerinden Krallice, açıkçası normalde çok sevdiğim gruplardan sayılmaz. Fakat bu yeni albümde bir şeyler beni fena hâlde içine çekti. Progresif öğelerle kolay kolay içli dışlı olamam ama insan bazen bazı bestelere ve soundlara teslim olabiliyor. Kapak, grup elemanlarından birinin çizimi olduğu için çok da laf edemiyoruz tabii ama her baktığımda, üzerine bir sürü Arapça kelime yazılmış bir karalamayı görüyormuşum hissinden kurtulamadım. Bandcamp yorumlarında birinin yazdığı “Davulcu neredeyse caz çalar gibi blast beat kullanıyor” yorumu aşırı doğru. Grup senelerdir bu karışık ve zor bestelerinden vazgeçmedi; dolayısıyla bu işte gittikçe ustalaştı. Albüm biraz “Voivod black metal yapsa nasıl olurdu?” hissi veriyor ve sanırım en çok da bu yüzden tadından yenmiyor. K.A.

TEKLİ: Ozan Tekin –

A Great Swimmer / The Leash 

(ITS Records)

Parçalar adını verdiği yeni albümünün başına sade ve gündelik hayatın içinden bir yaklaşımla oturmuş Ozan Tekin. İki parçalık yeni tadımlığımızda da hemen hissedildiği üzere kayıt başladığında kendimizi çoktan sürmekte olan bir hikâyenin orta yerinde bulup hızlıca çevremize uyum sağlıyoruz. Anlatının başı sonunu bilmesek de geçirdiği hisle bizi etki alanına almayı başarıyor şarkılar. Yalnızca piyano ile kaydedilen albüm sözcüklerin yokluğunda yine de Tekin’in hayatına dair hüzün, nostalji ve umut gibi duygularla yüklü bir manzara çiziyor. “The Leash” bittiğinde kendinizi gözyaşlarınızı silerken bulmanız kuvvetle muhtemel. E.Ö.

TEKLİ: Dana Margolin –

Big Beautiful Sound

(Many Hats Distribution)

Porridge Radio’nun 2024 tarihli Clouds In The Sky They Will Always Be There For Me albümünün ardından dağılmasıyla solo kariyerine yönelen grubun lideri Dana Margolin’in ilk teklisi. C’mon C’mon ve 20th Century Women gibi filmlerin yönetmeni Mike Mills ve Joe Nankin imzalı bir kliple birlikte gelen “Big Beautiful Sound”, Porridge Radio’ya kıyasla daha sakin ve yumuşak bir çizgide ilerliyor. Müzisyenin sözleriyle “kaybettiğinde büyüyü yeniden bulmak” üzerine bir şarkı. T.Ö.

SAYGI DURUŞUAdam Rudolph –

Invisible Threads

(Omni Sound)

Invisible Threads iki günlük bir kayıt seansıyla ortaya çıkmış olsa da arkasında 50 yıllık bir tanışıklık var. Adam Rudolph, Okay Temiz ve geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan Hacı Ahmet Tekbilek’in 1970’lerde kesişen yolları, sekiz müzisyenlik bu toplulukta bir kez daha buluşuyor. Geniş kadrosuna karşın dokuz parçalık akışta hiçbir an seslerin üst üste bindiğini hissetmiyorsunuz. Yine de kimi anlarda hangi sese takılacağınızı kestirmek güçleşiyor. Zevki de burada zaten. Albümün adındaki “görünmez iplikler” ifadesi, belki de seslerin birbirine dolandıkça biçim değiştirmesine işaret ediyor. C.K.

ALBÜM: Actress –

Radical Frame

(Ninja Tune)

Wolverhampton çıkışlı prodüktör Darren Cuningham, üç yıl aradan sonra Ninja Tune’a geri döndü ve 10. albümüyle karşımızda. Yapı olarak da enteresan bir çalışma; içinde süreleri 00:04 ve 16:24 olan şarkılar var! Cunningham fikirleri şarkılara yedirirken fazla kılı kırk yarmamış gibi anlaşılıyor. Gelişine göre. Bu da albüme dinamizmini katıyor aslında. Beatler ve enstrümanlar da oldukça çıplak tınlıyor. Yine de Acterss’i takip edenler için aşina olabilecekleri bir sound. “Overchord” gibi de bir güzelliğe sahip. Bir başyapıt değil ama sürprizli bir albüm. U.Ç.

TEKLİ: Daniela Lalita feat. Dinamarca –

Aurora

(Inferno)

Bazılarımızın Amnesia Scanner iş birliği “AS Acá” ile, bazılarımızın kendisinin çıkış teklisi olan Sega Bodega prodüktörlüğündeki ”Tenía Razón” ile tanıdığı melek sesli deconstructed club yıldızı Daniela Lalita, Dinamarca eşlikli yeni teklisiyle aramızda. “Aurora” ile yeniden meleksi, spiritüel bir sound ile karşılaşıyoruz fakat 2022 çıkışlı EP’si Trececerotres kadar agresif değil. Sevimli bir cadı bize büyü yapıyormuş gibi hissettiriyor. D.U.

ALBÜM: Ductape –

Faded Flowers

(Swiss Dark Nights)

Post-punk ve darkwave’i damarlara sonuna kadar enjekte eden Ductape’in yeni albümü. Çağla ve Furkan Güleray’ın on parçalık albümü Faded Flowers; tekrar, yalnızlık, toplumsal beklentiler ve insanı yavaş yavaş hissizleştiren modern hayat fikri çerçevesinde dolanıyor. Albümün dünyası epey kasvetli ama hiçbir zaman kendi karanlığında miskinleşmiyor. Faded Flowers, grubun karanlığını bozmadan biraz daha huzursuzlaştıran bir kayıt. Albümle birlikte iki yeni video da paylaşıldı: “Figures” ve “Velvet Dawn”. D.U.

TEKLİ: Lambrini Girls –

Bang Bang Bang

(City Slang)

Brighton çıkışlı Phoebe Lunny ve Selin Macieira-Boşgelmez’in 2025 tarihli ilk albümü Who Let The Dogs Out’un ardından yeni albüm ikilinin ifadesiyle “daha da kötüleşen bir dünyaya uygun”, daha karanlık ve acele hissi yüksek bir kayıt olacak. Lambrini Girls’ün sivri yorumları ve kara mizahı yine albümün merkezinde; ikili bu kez yapay zekâdan soykırıma, faşizmden “manosphere”e uzanan bir dizi modern dehşetin üzerine gidiyor. 15 Ocak’ta yayımlanacak albümün ilk teklisi “Bang Bang Bang”in klibi de burada. T.Ö.

NETLİK ARAMAYANLARA

billy gomberg –

capacity

(Florabelle)

Biraz abstrakt, ambient bir işe ne dersiniz? 10 yılı aşkın süredir sesin dokusu ve mekân hissi üzerine çalışan Gomberg’in yeni albümü capacity, onun müziğiyle tanışmak için güzel bir fırsat. Şarkılar ambient damardan beslense de meditatif bir ruh hâli sunmuyor. Aksine daha yakından bakmayı, incelemeyi ve hatta heyecanlanmayı salık veriyor. Şarkıların genelde bu tarz albümler de olduğundan farklı olarak çok uzun tutulmamaları da yerinde bir yaklaşım. Bu tarz işleri yakından takip edenler için Microstoria ve Josh Mason gibi referanslar da verilebilir. U.Ç.

EP: Matt Berninger –

Type It Up

(Concord Records)

Matt Berninger, The National dışındaki işlerinde daha rahat, denemelere açık ve yeniden üretmeye, hissetmeye başladığını hissettiriyor. Son yıllarda “yazar tıkanıklığı” yaşadığından çokça bahseden müzisyenden güzel ve rahat sesler duymaya başladık tekrardan. Geçtiğimiz sene yayımladığı Get Sunk albümünün turnesi devam ederken gelen parçalardan oluşan yeni EP Type It Up, “Blue Monday” ve “Who Loves the Sun” yorumları dışında ritimlerin, türlerin ve bakış açılarının fazlaca kurcalandığı üç yeni şarkı da barındırıyor. T.Ö.

ALBÜM: Beck –

Ride Lonesome

(Capitol)

Beck ne zaman bu kadar sıkıcı bir müzisyene dönüştü? Sanırız bu soru son 10 yıldır geçerli. Özellikle 90’larda ve 2000’lerin ilk yarısında her zamana ilgi çekici deneylere imza atabilmiş, türden türe atlayabilmiş ve bunu yaparken de pek ofsayta düşmemiş bir isimdi. Son 10 yılda ise eski günlerini aratıyor. Yeni albüm Ride Lonesome, müzisyenin 2002’deki “harika ve ham” Sea Change’i ile başlayan ve 2014’te Grammy kazanan Morning Phase ile devam eden “folk-arabesk” albümler serisinin son halkası. Başta prodüktör Nigel Godrich olmak üzere tüm ekibi tekrar toplamış. Ama sonuç maalesef ne Sea Change’in o direkt ve dürüst gücüne yaklaşabiliyor ne de Morning Phase’in o sakinleştirici havasını yakalayabiliyor. Onların kötü bir kopyası gibi. Godrich’in yarattığı fon güzel ama şarkıların zayıf olduğunu söylemeliyiz. Beck şeytan tüyünü artık kaybetti gibi. U.Ç.

ALBÜM: Son Lux –

Out Into

(City Slang)

Rafiq Bhatia, Ryan Lott ve Ian Chang üçlüsünün “Peki kendimizi nasıl buluruz? Birbirimizi nasıl buluruz?” sorularının peşine takılıp çevresinde “olmak” ve “değişmek” ile dolanıyor Out Into albümünde. Konu kendinin peşine düşmek olunca bekleneceği üzere çarpık, dağınık, bazen enerjik ama bazen de ilerlemesi zor bir hâl alıyor. Sabit bir iskeleti olmayan koleksiyon, modern hayatın bazı çirkinliklerinden lafını esirgemezken önü açık almayan düşüncelerimize dolambaçlı da olsa bir hareketlilik sağlıyor. Cesur, büyüleyici ve ayakları yerde olmayan bir albüm. Ş.Ö.

TEKLİ: Royal Blood –

Swallow The Bomb

(Warner Records)

Bir arada 10 yılını ne ara doldurduğuna şaşırtan Mike Kerr- Ben Thatcher ikilisinin beşinci uzunları olacak Dead Company’den sundukları ikinci tekli. Önceki albümleri Back to The Water Below’dan sonra faaliyetlerine ufak bir ara verip gözlerden uzaklaşmışlardı. 13 Kasım’a tarihlenen albüme dair söylediklerinde sırasıyla “çiğ” ve “bir arada” kelimelerini geçiren eküri, “Swallow The Bomb”da ilk günlerinin enerjisine sos seste geri dönerken tempoyu epey bir arttırmış. Bu yaz mosh pitlere doyamamış olanlarımızın tam orasını kaşıyacak video klibi için hemen şuradan devam. Z.N.G.

ALBÜM: Orville Peck –

Mule

(Warner Records)

Yeni Orville Peck albümü âdeta müzisyenin hayatını konu eden bir müzikal; katır anlamına gelen “mule” da Orville Peck’in ta kendisi. İkonik açılış parçası Emmylou Harris, Allison Russell ve Noah Cyrus’un ağzından, âdeta Peck geçtiğimiz yıllara yenik düşmüş gibi bir ağıt. İkinci şarkıyla beraber albüm gerçek anlamda başladığında ise müzisyenin 2023’ten beri göğüslediği kalp kırıklığı, bağımlılık, rehabilitasyon merkezindeki vakitler gibi hayatını baştan tanımlayan süreçleri dinliyoruz. Mule’un Peck’in müzik kariyerinden ziyade iyileşme yolculuğunda daha büyük rol oynadığını düşünebiliriz. E.Ö.

ALBÜM: Hans P. Kjorstad –

Inn

(Phantom Limb)

Norveçli kemancı ve besteci Hans P. Kjorstad, Inn’de ülkesinin geleneksel müziğini bir çıkış noktası olarak alıp mikrotonal synthler, küçük ritmik oyunlar ve serbest doğaçlamayla yoğuruyor. Kemanın bazen anlatıyı taşıdığı, bazen de elektronik dokuların içinde deyim yerindeyse kamufle olduğu dokuz parça, küçük bir orkestradan beklenmeyecek kadar geniş bir ses dünyasına yayılıyor. Melodiler üst üste yığılmıyor; Kjorstad sanki her birini sindirdiğimizden emin olmak istiyor. Geleneksel unsurları umulmadık düzlemlere çekerken bayatlaşma tuzağına düşmüyor. C.K.

TEKLİ: Alan Vega –

JUKEBOX BABE (Live at Max’s Kansas City, 1980)

(Sacred Bones Records)

Proto-punk ikilisi Suicide ile tanınan Alan Vega’nın (1938-2016) daha önce yayımlanmamış 1980 tarihli konser kaydı Live at Max’s Kansas City arşivlerden çıkıyor. Vega’nın kendi adını taşıyan ilk solo albümünün yayımlanmasından birkaç hafta önce, 18 Temmuz 1980’de kaydedilen performanstan paylaşılan ilk parça gerçek bir klasik olan “JUKEBOX BABE”. T.Ö.

Kaynak: https://bantmag.com/feed/

The post Ne dinlesek?: beabadoobee, Boy Harsher ve haftanın diğer yeni müzikleri first appeared on kilis-egitim.com.tr.